Site Overlay

Bir Dinleyici Olarak Müzik Yolculuğum

90lar-pop-kolaj

İlk kez bir müzik duyduğumuzda nasıl bir hisse kapılmışızdır acaba?

Çok karlı bir görüntü de olsa çok küçücükken bir kuyumcu dükkanının önünde annemin elinden tutarak vitrindeki bileziklere bakıp «parmağında yüzükler demirde bilezikler» diye şarkı söylediğimi hatırlıyorum. Kolunda bilezikleri demirde bileziklere dönüştürmüş olmam da takdire şayan diye düşünüyorum. Sonraları biraz daha büyükken İbrahim Tatllıses’in «Dom Dom Kurşunu» türküsünü evin içinde koşturarak söylediğimi de hatırlıyorum. Bir spor antrenmanı gibi hissettirdiğini anımsıyorum, yorucu ama keyif dolu. Tek hatırlamak istediğim ama hatırlaması imkânsız olan şey ise ilk dinlediğim şarkının ne olduğu. En iyi tahminle annemin söylediği bir ninni olsa gerek, o zamanki imkanları da düşündüğümde annem dışında müzik duyabileceğim ikinci en muhtemel şey ise Hitachi marka radyomuz olsa gerek.

Hitachi TRK 5000
Sağdaki ekolayzır ayar tuşlarının kırıklığı bana çok şey ifade ediyor.

Duyduğumuz ilk müziğin, kişiliğimizde [ya da haydi o kadar genellemeyeyim ama en azından müzik tercihlerimizde] ne kadar bir yeri olduğunu merak ediyorum. İlk duyduğum müziği hatırlamam imkânsız olsa da, bir dinleyici olarak kendi müzik yolculuğumu bir gözden geçirmek istedim bu yazıda.

En yukarıda anlattığım kısa ve silik anılardan başka ilkokula kadar hatırladığım başka bir müzikli anım yok. Ama ilkokul çağlarında radyonun başından kalkmamaya başladığımı hatırlıyorum. Evde abilerim ve ablamdan kalmış olan bir sürü kaset (evet, kaset, çok eskidik) bulduğum için onları dinlemekle başlamış olabilir yolculuğum. Bu kasetlerin hemen hepsi doldurma kasetler olduğu için de tek bir müzik tarzı yerine çok geniş bir yelpazeden melodiler dolmuştu kulağıma. O eski kasetlerden hatırladığım mesela MFÖ, İlhan İrem, Sezen Aksu, Zülfü Livaneli gibi yurdum şarkıcıları yanında, o zamanlar dinlerken hiç bir şey anlamadığım Boat On The River, Susanna, Like A Virgin gibi yabancı şarkılar var.

zeki metin yasaklar kaset edited - Dünyaloji

Evdeki bütün kasetler şarkılarla dolu değildi tabii, kimisine abimler arkadaşları ile garip sohbetlerini kayıt etmişlerdi, kimisi gazetelerin verdiği dini hikayelerin anlatıldığı kasetlerdi, bazılarında da Zeki Alasya-Metin Akpınar kabarelerinin kayıtlı versiyonlarını bulmuştum – çocukluğumda müthiş keyif veren Deliler, Aşkolsun, Yasaklar gibi oyunlarını hala hatırlıyorum, selam olsun hepsine.

İlkokul çağlarımda Türk popüler müziği şahlanmaya başlıyordu. Tarkan kıl olmuştu- henüz çok dişlekti- Ebru Gündeş demir atıyordu yalnızlığa, Yonca Evcimik abone olduğunu söylüyordu, Ercan Saatçi bir bakıyorduk üç kişilik gruplarda, bir bakıyorduk önceki üçlüden kalan kadınla ikili olarak, bir bakıyorduk bambaşka bir adamla bir şaka bir ciddi oradan buradan ortaya çıkıp duruyordu, Nazan Öncel aynı nakarattan dolayı isyanlardaydı, Tayfun diye deri ceketli bir şarkıcı “hadi yine iyisin, sen işini bilirsin” diyordu… Hele o doksan üçde çıkan şarkıcılar ve albümler yok mu, Levent Yüksel – Med Cezir ve bin yıl geçse eskimeyecek şarkıları, Haluk Levent’in yıllardır eskimeyen Akdeniz Akşamları… 

90lar pop kolaj - Dünyaloji
Bir Dinleyici Olarak Müzik Yolculuğum 8

Gelişen ve yayılan teknolojiyi ve üzerimizdeki etkilerini güldürerek anlatan ama iğnesini de hiç elinden bırakmayan bir grupla da tanışmıştım ilkokul çağlarında: Grup Vitamin. “Televizyon altı kanal oldu, bizim oğlan bir tuhaf oldu” dizesinin geçtiği ilk şarkıları olsa gerek, ne yaşıyorsak özet geçiyordu iğneleyerek. Art arda gelen bir sürü kasetinde (o zamanlar kaset çıkarırlardı, şimdilerde albüm çıkarıyor şarkıcılar) hepsi komik, çoğu saçma sapan bir sürü şarkısını dinledik, tam da bizim içindi sanki, çocukluğumu böyle güzel yaşattılar hepsi.

Vitamin’in de şarkılarında sürekli anlattığı gibi kültürel bir çalkantı vardı aslında. Bu sıralarda memlekette tek kanaldan çok kanala doğru bir açılım yapılıyordu, daha çocuk olan bizler fark etmesek de Türkiye bir değişim içine giriyordu, teknoloji hala çok pahalı ve ekonomik sebeplerle en geç ulaşanlardan birisi bizim ev olsa da etrafımda sıkça gördüğüm için aşinalığım artıyordu pek çok teknolojik yeniliğe. Mesela sınıf arkadaşlarımın neredeyse hepsinin evinde renkli ve çok kanallı televizyonlar varken, ben ortaokulu bitirene kadar TRT-1’i siyah beyaz izledim. Abilerimden birisi nihayet bir gün eve bir renkli televizyon getirdiği yıl ise daha doğru dürüst izleyemeden yatılı okula gittim, hayatın espri anlayışı çok değişik.

bol vitamin - Dünyaloji
Bir Dinleyici Olarak Müzik Yolculuğum 9

Teknoloji bir şekilde yaşamamızın içine doğru hareketleniyordu ve toplum da özel kanalların çıkışı ile daha ilginç bir yayın politikasıyla karşı karşıya kalıyor, bir şekilde hayat ekrana, ekran da hayata yansıyarak gerçek ile kurgunun tamamen birbirine karıştığı güncel televizyonculuğun ve şu anki kültürümüzün temeli atılıyordu. Bu teknolojik gelişmelerle birlikte ismini bilmeden, yüzünü görmeden dinlenilen şarkıcılar dönemini sona erdi.

karabiberim - Dünyaloji

Adını sanını bilmeden Serdar Ortaç’ı ilk dinlediğimizde kadın sanmıştık ki televizyonda güzel bir kızın göbek deliğinden zeytin hüpletmesini görünce günlerce konuşmuştu memleket. Tekrar çıksa da izlesek diye televizyon önünde kamp kuran bir kitle ortaya çıktı bu dönemde.

Neyse fazlaca uzun oldu burası, kısaca çocukluğum Türk popüler müziğinin şahlanmasına denk geldiği için pop müzik devrimini ve pop müziğin evrimini dinleyerek geçti. Bu patlama 2000’lere kadar da sürecekti.

Lisedeki ilk yılımda mesela Mustafa Sandal ve Yaşar en çok dinlediğim iki şarkıcıydı, yatılı okuldaydım ama walkmanim vardı. Ama lisedeki ikinci yılımda bir arkadaşımdan aldığım yabancı karışık bir kaset sonrası kendimi bambaşka bir yerde buldum. Kaset çok sonraları öğrendiğim ismiyle “Don’t Cry – Guns N’ Roses” şarkısı ile açılıyordu. O zamanlar ne şarkıların ne grupların ismini biliyordum ama kasette yıllar içinde öğrendim ki kaset Metallica, Queen, The Police, Nirvana, Bryan Adams, Radiohead, REM, The Cranberries, Oasis, Bon Jovi, U2, daha da hatırlayamadığım en az 20 farklı şarkı barındırıyordu. Kim karıştırmıştı bunları bilmiyorum ama beni renkten renge sürükleyen bu kaset sayesinde hala büyük zevkle dinlediğim bir sürü grupla ilk kez tanıştım ve o zamanlar hiç de aşina olmadığım bu tarzlara kapılmıştım.

Tabii Türkiye’de de popun hakimiyeti devam ederken alternatif isimler de boy göstermeye başlamıştı: Cartel mesela ne acayip bir şeydi, Teoman 96’da çıktığında ne kadar da farklıydı sürüden, Özlem Tekin – Şebnem Ferah ile yepyeni soundlarla tanışıyorduk, Kargo daha da farklı sarsmıştı şarkıları ve sözleriyle, Anadolu Rock sanki yeniden icat olmuştu ve elektro gitarlı türküler geçidi yapılıyordu ekranda, Kral TV denen müzik kanalı ve alternatifleri bile çıkmıştı ben yatılı okuldayken.

Capital Radio logosu 1993 2007 - Dünyaloji

1996-2000 arasında yatılı okul dönemimde her ne kadar ücra bir köşesi bile olsa Ankara’da okumam bazı avantajları da beraberinde getiriyordu. Pek çok farklı türde yayın yapan radyo kanalları çekim alanım içerisindeydi. 1998-2000 yılları arasında Yabancı Dil bölümünde okurken, her gün akşam etütlerinde Top Ten Hit List ve hafta sonları Top 40 ile çalışmalarıma eşlik eden 99.5 Capital Radio mesela [yıllar sonra MaxFm olduğunu görmüş ve internet üzerinden bir süre daha dinlemiştim ama artık tamamen tarih olmuş], Capital Radio’daki şarkıyı nadiren beğenmezsem çevirdiğim Radio Mydonose ve en duyulmamış şarkıları keşfettiren Radyo ODTÜ gibi efsanevi radyo kanallarını dinleme olanağına kavuştum.

Bu radyo kanalları sayesinde çok farklı müzik tarzlarıyla tanışıp müzik zevkim konusunda bir fikir sahibi olmaya başlamıştım. 2000 ve sonrasını ise başka bir yazıya bırakıyorum artık, yolculuk dediğin ara sıra nefes aldıran molalarla daha güzel üstelik.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

50% Complete

Her Cuma akşamı yeni içerikler avcuna düşsün ister misin?

Holler Box