Asuman bankta oturmuş, ördüğü kazağı bir türlü bitiremediğine hayıflanıyordu. Bu kazak bitene kadar gelecekti otobüs, biliyordu. Bilmiyordu aslında, ama hissediyordu. Buraya her gün 50 otobüs gelir, 50 otobüs buradan kalkardı. Her gelen otobüsten onlarca insan iner, içeriye sel gibi akar, Asuman heyecanlı bakışlarını her birinin yüzünde gezdirirdi. Görmek istediği yüzü yıllardır görememişti ama olsun, göreceğini biliyordu. Bilmiyordu aslında, ama hissediyordu. Bir sonra gelecek otobüse kadar kazağına eğilir, hayıflanmaya devam ederdi.

Murat yatılı okula başlayalı 2 ay olmuştu. Ailesi 286 kilometre uzaktaydı ve bu mesafe Murat’a galaksiler gibi geliyordu. Her Cuma anasının kokusuna ulaşmak için, o toprak yollarda yıpranmış uzay gemisine kalkmadan hemen önce yetişiyor, mutluluğuna dönüyordu. 2 aydır tek bir arkadaş edinememesi dert değildi. Derdi iki aydır bir türlü sona ermeyen çömez şakalarının değişmez kurbanı olmasıydı. Yatağını sırtına alıp Murtaza Hocanın odasına girdiği o ilk Pazartesi, hala utanç ve sinirle kızarmasını sebep oluyordu. Murtaza hocanın muzip bakışlarına “Hocam mühür vuracakmışsınız?” cümlesi ile eşlik etmeye başlayan kahkahaları sürekli kulaklarında çınlıyordu. Müziğin sesini biraz daha açıyordu duymamak için, ama nafile. Cayır cayır yanan yüzüyle odasına döndüğünde, daha sırtındaki yatağı indiremeden “Temizlik kontrolü” diye bağırarak odaya dalıp çırılçıplak soyunmasını emreden sese dönüp bakmadan “Siktirin lan!” diye bağırmış ama “Nasıl konuşuyorsun lan sen hocanla” diyen iriyarı bıyıklı suratı görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Aynı bıyıkların altındaki dudaklar “Soyun çabuk” demişti bu kez, yatağı yere fırlattığı gibi bir dakika içinde çırılçıplak kalmıştı bu ikisinin karşısında. Elleriyle önünü kapatırken ayak parmaklarından yukarı kalkmıyordu kafası. Ve bir kez daha sobelendiğini anladı kulaklarına dolan daha çatlak, daha gür, daha yüksek kahkalarla. Adı artık safa çıktığı için, eski şiddetini kaybetse de sonraki şakalar artçı depremler gibi gelmeye devam etti Murat’ın üzerine. Ve Murat artık kulaklarını müzikle dünyaya tıkamıştı, yeni bir kahkaha daha duymaya tahammülü kalmamıştı. Kime anlatılırdı ki bunlar, kimseye anlatamamıştı. Her haftasonu cennetine kaçmaktan başka çare de bulamamıştı.

Asuman başını kaldırıp içeri akan seli süzdü bir kez daha. Yıllardır hasret kaldığı o tanıdık simayı aradı her bir yüzde. Belki bu yüzlerin hepsini daha önce de görmüştü, belki bu ilk defaydı, ama asıl istediği simayı bir türlü aralarında bulamıyordu. Ama biliyordu Asuman, görecekti. Bilmiyordu aslında, hissediyordu. Kazağına döndü bir sonraki seli beklemek için.

Murat hızlı adımlarla daldı otogara, neredeyse koşarak yazıhaneye ulaştı. Nefes nefese bilet istedi, “2 dakkaya kalkıyor koç” dedi görevli para üstünü ve bileti uzatırken, “4. Peron, koş yetişirsin”. Murat parayı cebine tıkıştırırken koşmaya başlamıştı bile, sert bir rüzgar gibi geçti Asuman’ın oturduğu bankın yanından, kapıdan kendini dışarı atıp sağa saptı ve otobüse doğru koşmaya devam etti.

Asuman yanından hızla geçen birini fark etti, rüzgarı yüzüne çarptı hafifçe, ufak tefek bir çocuk gördü, sırt çantasıyla koşan, bir de yere doğru düşen bir kağıt parçası. “Yavrum, düştü, düştü!” diye seslendi arkasından, çocuk çoktan dışarı çıkmıştı. Etrafına bakındı, ne oturan birisi vardı, ne de ayakta. Şişlerini yan yana gerilip katladı, renkli boncuklarla bezeli siyah çantasına yerleştirdi hızlıca, güçlükle doğruldu yerinden, çantasını eline aldı, yerdeki kağıda doğru ilerledi. Kırmızımsı bir kağıttı, yaklaştıkça netleşen 10 lirayı eğilip zorlukla yerden aldı. Yavaş yavaş kapıya varıp çocuğun koştuğu tarafa yöneldi, geri geri giden bir otobüs gördü, şoför görür ümidiyle elini kaldırıp salladı, otobüs yola doğru manevra yapıp ilerledi. Otobüsün yan tarafındaki kocaman “GürTur” yazısını okudu gözlerini kısarak. Dönüp otogarın içine girdi tekrar. “GürTur” yazıhanesini aradı bir süre, bulup yaklaştı “Oğlum otobüs ne zaman kalkıyor bir daha?” diye sordu görevliye. “Bir saat sonra teyze” dedi görevli. “Versene bir bilet” dedi sakince, “Kaç para?”. “40 lira teyzem” dedi görevli. Asuman çantasından cüzdanını çıkardı, 50 lirasını alıp adama uzattı. 10 lirayı adamın elinden alıp cüzdanına, çocuğun parasının yanına koydu. “Arkadaki benim param, öndeki çocuğun” dedi kendi kendine iyice hatırlamak için.

Bankına döndü Asuman, oturdu, şişlerini çıkardı ve örmeye başladı bitmeyen kazağını, otobüse daha bir saat vardı.