“Makineler düşünebilir mi?”

Alan Turing bunu sorduğunda takvimler 1950 yılını gösteriyordu. Henüz bizim bildiğimiz anlamda bilgisayarlar, uygulamalar ve yazılımlar yokken. Onun daha da öncesinde Rene Descartes 17. Yüzyılda benzer sorular sormuştu. Ve en basitinden Google arama motorunun insanların hatalarını düzelttiği bugünlerde bu soruları daha fazla duymaya başlamamız hiç de garipsenecek gibi değil.

Alan Turing

Alan Turing

Milenyumun başında belki de Matrix’in popülerliği sebebiyle gözümden kaçmış olan bir filmi geçenlerde izlemem beni yine bu diyarlara götürdü. 17 yıllık bir rötarla dağarcığıma giren “The Thirteenth Floor”, zayıf bir film gibi görünmesine rağmen arkasında güçlü sorular bırakacak kadar etkileyici. İkisi de 1999 yılında yapılmış olan yukarıda bahsettiğim iki film de makinelerin özgür iradeleri üzerine yoğunlaşmış konularıyla birbirine yaklaşıyor. Üzerine giydiği yamalı felsefi giysisini bol aksiyonuyla makyajlayan Matrix çok konuşulsa da zihinde çok yer tutacak bir yapım değil. Oysa 13. Kat o kadar çok soru serpip yeşertiyor ki, unutulmaz bir film olarak yazılıyor zihnime.

Matrix vs The Thirteenth

Matrix vs The Thirteenth Floor

“Düşünüyorum, öyleyse varım” sosyal medyanın vazgeçilmez sözlerinden biri haline geldi çoktandır. Düşünmek varolmanın kanıtı ise – burada varolmayı benlik/farkındalık olarak alıyoruz – düşündüğünü düşünen her şey var mıdır? “Black Mirror” isimli efsane dizinin son yayınlanan özel bölümü, benlik aktarımı sağlayan bir teknoloji üzerine yoğunlaşmıştı hatırlayacağınız üzere. Varoluşu, zaman kavramını ve gerçekliği tek sıraya dizip sorguya çekmişti. Dizinin bu bölümünden yıllarca önce yayınlanmış olan 13. Kat filmi de benlik aktarımı ile başlayıp varoluş üzerine çok çetrefilli bir yol izliyor. Gerçek hayattaki dünya ve canlılar modellenerek bilgisayar ortamında yaratılan sanal bir dünyadaki kendi modeline benliğini aktaran bir bilimadamı ve ekibi ile sorular alemine hızla yolculuk yapmaya başlıyoruz.

 

Bilinç/Benlik Aktarımı

Bilinç/Benlik Aktarımı

Yaratan benliğini yaratılanın bedenine aktardığında, kendi yarattığı dünya içerisinde kendinden emin bir şekilde istediğini -belki de kendi gerçek dünyasında hep fantezisini kurup da yaşayamadığı şeyleri – yapıyorken buluyor kendini. Fakat bir süre sonra kendi dünyasının gerçekliğini sorgulamaya başladığında bir yıkımla karşılaşıyor. Paralel evrenler / Çoklu evrenler de dahil oluyor sorular sarmalına – belki mitoloji de sos olarak karşımıza çıkıyor – ve yaratan/yaratılan (Tanrı/İnsan) arasında bir çekişme bu çoklu evrenler içerisinde yer değiştirmeler/rütbe kazanmalar/Tanrıların ölümü/yaratılanın yaratan katına yükselmesi şeklinde açıklanabilecek olaylarla sarmalı iyice düğümlüyor. Öyle ki, her katmandaki yaratılanlar bir üsttekinin kulu iken, bir alttakinin Tanrı’sı haline geldiğinde ve bunu ucu açık bir katman dizilimine uyguladığımızda Tanrı-Kul-Yaratılış-Evren-Gerçeklik-Benlik-Varoluş bir yumak olup, biz kedilerin önüne atılıyor alıp iyice dolanalım diye…

Soru yumaklarına dolandık, nasıl çıkarız bilmiyorum!

Soru yumaklarına dolandık, nasıl çıkarız bilmiyorum!

Filmde karşımıza çıktığında büyük bir mantık hatası olarak kabul edilebilecek fakat yumağa daha çok iplik dolayan bir olaydan bahsetmeden de olmaz. “Hiçbir dur işaretine aldırmadan sonuna kadar git ” sözüyle yola çıkan iki farklı katmandaki iki farklı karakter de, yaratanların belki tembellikten, belki hayal gücü eksikliğinden, belki de bilinçli olarak kodlamadan bıraktıkları sayısal sonlarla karşılaşıyorlar. “Evren sonsuzdur ve sürekli büyüme halindedir” diyor modern bilim, sürekli büyüyen bir evren bir şantiyenin içinde yaşadığımızın kanıtı olabilir mi? Biz bu evrenin sonuna yaklaştıkça tasarım programında keyifle çizgilerini devam ettirip sonu daha uzağa kaçırmayı başaran bir mimar ile karşı karşıya olabilir miyiz? Ya da üst katmandakilerin oynadığı SIMS türevi bir oyunun kendini gerçek sanan zavallı karakterleri?

Dünyanın Sonu

Dünyanın Sonu

Makineler düşünebilir mi? I-Robot, Her, Ex-Machina gibi filmlerin teması bilinç kazanan makinelerdi. Düşünen, ölçüp-biçen, karar veren ve uygulayan makineler… Düşünüyorum, öyleyse var mıyım? İlhan İrem “Uçuyorum durmadan, ben pilot muyum?” diyordu. Düşünüyorum durmadan, ben robot muyum?