Dördüncü Gün: Karlovy Vary

Sabah kahvaltımız sonrası Florenc’e doğru yola koyulduk. Hedefimiz Karlovy Vary idi. İçmeceleri ve kaplıcaları ile ünlü olan bu küçük kenti hep masallar şehri diye duymuştuk ki öyle olduğunu da görmüş olduk.

Otobüsten indiğimiz yer, Karlovy Vary’nin terminali idi ve hem otobüs hem tren garı olarak hizmet verdiğini gördük. Bu kadar küçük bir kent için gayet amacına uygun bir kullanım yöntemi olmuş. Terminalin içinde information bulduk ama bu taşıma şirketlerinin bilgi ofisi imiş. Yol tarifini alıp çıktık ve Tourist Information’ı aramaya koyulduk. Labirent misali alt geçitlerden geçtikten sonra mecburiyet caddesine varıp Tourist Information’a girdik. Elimizde bir ton broşür ve harita, aklımızda da gezilecek yerlerin bilgisiyle dışarı çıktık. Zaten küçücük bir harita ile tek bir rota üzerinde ilerleyince Karlovy Vary gezilmiş oluyor. İlk durak hemen az ileride merkez denilen T. G. Masaryk Avenue’de bulunan T.G. Masarky heykeli oluyor. Tourist Information’daki delikanlı ille de görün dedi, gördük. Kimdir bu? Çekoslovakya’nın kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı imiş kendisi.

Çekoslovakya’nın Kurucusu Masarky

Aşağıdaki bilgi panosundan da anlaşılacağı üzere, ufacık bir kent, Karlovy Vary. Gezilecek 12 yer sıralanmıştı elimizdeki haritada ve yolu takip ederek hepsine uğrayabildik. Mimarisi güzel, içi küçücük bir sürü kilise gördük. Ama şehir gerçekten bir masal ülkesini andıran binalarla bezenmiş. Yeni yapılan binalarda bile mimarilerini korumaya devam ediyorlar.

Karlovy Vary Haritası

Karlovy Vary Haritası

Geze geze sonuna geldiğimizde Grandhotel Pupp ile karşılaşıyoruz. Gayet büyük bir otel olan Pupp, aynı zamanda James Bond’un Casino Royal’inin bir bölümünde de boy gösterdiği için oldukça ünlü bir otelmiş.

Grandhotel Pupp

Otelin hemen sağındaki dar yoldan Diana Tower’a feniküler kalkıyor. Durur muyuz, hemen atladık ve Diana Kulesine çıktık. Tepesine çıktığımızda Karlovy Vary’nin manzarası karşıladı bizi.

Karlovy Vary

Bir müddet tepede zaman harcadık. Küçük bir hayvanat bahçesi yapmışlar, domuzlar, midilliler, ördekler ve birkaç çeşit daha hayvancık var. Arka tarafta ise Kelebek Müzesi vardı. Kapalı bir odaya giriyorsunuz ve çeşit çeşit kelebek ve birkaç çeşit kuş etrafınızda uçuşuyor.

Müze Kelebeği – Dikkat Canlıdır

Tekrar aşağıya iniyoruz ve yağmur çiselemeye başlıyor. Sırılsıklam olmak üzereyken “Yaz yağmurudur geçer” düşüncesinden, “Sığınacak bir yer bulalım” paniğine geçiyoruz ki iyi ki geçiyoruz. Sığındığımız yerden 1 saat kadar kıpırdayamıyoruz, güldür güldür yağmur boşanıyor, doluya dönüyor, duracak gibi oluyor, tekrar hızlanıyor derken biz burada mahsur kaldık diye düşünmeye başladık.

Yağmur süresince bize sığınak olan Tržní kolonáda’da 3 farklı çeşme vardı. Çeşmelerde akan suya verdikleri ad ve kaç derecede aktığı yazıyordu.

Tržní kolonáda

Yağmur biraz diner gibi olunca ha gayret diyerek merkeze doğru ilerlemeye başladık. Yağmur yavaşladı, yavaşladı ve biz merkeze vardığımızda durdu. Otobüsümüze 1 saat kadar zaman kalmıştı, McDonalds’da bir şeyler yedik. Terminale giderken ise meşhur Becherovka heykelinde fotoğraf çektirmeden edemedik.

İçtin mi bu kadar içeceksin.

Dairemize döndüğümüzde yine bayağı yorulduğumuzu hissettik ve plansız programsız uykuya daldık.

Altıncı bölüme devam etmek için tıklayın.