Varış ve İlk gece

          Büyük ihtimalle Atatürk Havalimanı’ndan kalkıyor uçağınız. Havataş ile varıyoruz. Kemerleri çıkarıp havalimanına giriyoruz. Seçtiğimiz havayolunda check-inimizi yapıyoruz. Bavullarımızı teslim edip, boarding kartımızı alıyoruz. Pasaport kontrolüne girmeden Yurtdışı Çıkış Harcını yatırıyoruz, pulu pasaportumuzla beraber polis memuruna gösteriyoruz. Sonra duty-free’lere ulaşıyoruz. Dönerken tekrar uğrarız demiştik biz ama alacağınız bir şey varsa çıkarken alın, bize daha ucuzdu gibi geldi. Uçağımıza biniyoruz. Uçuşa geçiyoruz. İki seçenekli menümüz geliyor, yemeğimizi seçiyoruz. 

THY Menüsü

THY Menüsü

Çaylar, kahveler geliyor, içiyoruz. Göz açıp kapayana kadar Prag’a iniyoruz. Bavulları alıyoruz,  Exchange’e uğrayıp 5 euro bozduruyoruz (toplu taşımayı karşılasın yeter, hem komisyon alıyorlar, hem ucuza bozuyorlar, merkeze varınca bozduracağız gerisini), asık suratlı görevliler giriş tarihimizi damgalasın diye bir süre bekliyoruz ve havaalanından çıkmadan önce Tourist Information kabinine uğruyoruz.  Güler yüzlü bir kız duruyor, otelin adını söylüyoruz, olmuyor, adresi okumaya çalışıyoruz, beklediğimiz tepkiyi alamayınca rezervasyon belgesini gösteriyoruz, sokağın adının “ç” değil “k” ile telaffuz edildiğini gözlemliyoruz. Kız şehrin bir haritasını koyuyor önümüze, metro ile daha hızlı gidebileceğimizi ve metroya varabilmek için 100 numaralı otobüse binmemiz gerektiğini, Prag’da toplu taşıma biletlerinin süre olarak satın alındığını ve bize 90 dakikalık biletlerin yeterli olacağınız anlatıyor. “E peki biletleri nerden alacağız?” diyoruz, iki yandaki kabini işaret ediyor. 32 krondan 2 adet 90 dakikalık biletimizi alıyoruz. Havaalanından çıkıyoruz. 100 numaralı otobüsün durağını bulup bekliyoruz, biraz sonra geliyor, kartımızı okutup biniyoruz. Otobüs sadece havaalanı ile Zlicin metro istasyonu arasında çalışıyor ve 20 dakika gibi bir sürede Zlicin’e ulaşıyoruz. Yolda en tuhafımıza giden şey, otobüse isteyen istediği gibi biniyor, “Bu kartı bir biz mi okuttuk, ne iş?” diye hayıflanıyoruz. İlerleyen günlerde öğreniyoruz ki, biletler süre üzerinden olduğu için sadece ilk binişinizde aktif etmek için okutmanız gerekiyor, süresi bitmedikçe problem yaratmıyor. Biz hiç rast gelmesek de bunları kontrol eden görevliler olduğunu ve süresi dolmuş biletle yakalanan olursa 800 kron kadar bir cezası olduğunu okuduk. Zlicin ile bizim durağımız Narodni arası yaklaşık yarım saat sürdü. Yani 90 dakikalık bilet fazla fazla yetti. Metrodan inip bitmek bilmez merdivenlerden caddeye çıkınca Prag’a geldiğimizi ancak anladık. Elimizdeki harita ile ara sokaklara dalsak da, otel hiç ummadığımız bir şekilde metro istasyonunun arka sokağında çıktığı için bir müddet savrulmuş olduk. Resepsiyona vardık, giriş işlemlerini yaptık, anahtarımızı ve kapının şifresini aldık, ödeme yapamadık çünkü yanımızda ne kron ne euro (her ihtimale karşı yanımıza aldığımız 20 euro’yu saymıyoruz) vardı, Türk Lirası ile gitmiştik nasılsa bozdururuz diye, nerde bozdurabileceğimizi anlattı resepsiyondaki kız, “bugün yarın bozdurunca ödersiniz sorun değil” dedi, “eyvallah” dedik ve dairemize çıktık. Saat 4’e geliyordu.  Prag saati Türkiye saatinden bir saat geri, pek jetlag yaşatmıyor. 
 
Dairemize yerleştikten sonra, hem Exchange Officelere bakmak, hem de etrafı tanımak için dışarı çıktık. Burada önemli bir not düşeyim, Türk Lirası bozduran yer bulmak gerçekten güç. Pek çok yer Türk Lirasının yüzüne bile bakmıyor, bulduğumuz bir iki yer içerisinde en uygun dönüşümü yapan New Town yolu üzerindeki Jindřišska caddesinde bulunan Mango Exchange idi, komisyonsuz bir dönüşüm yaptırarak bir sürü krona kavuşmuş olduk. Euro kullanırsanız krona göre daha çok para ödüyorsunuz, o yüzden Euro ile gidip iyi bir orandan bozdurup kron ile ödeme yapmak daha avantajlı oluyor. 
 
Prag’a inerken telefonlarımızı uçak modundan çıkarmadık, operatörlerimizin yurtdışı tarifeleri malumunuz. Gitmeden önce yolu elimdeki haritaya bağlı kalmadan, teknolojinin imkanlarından faydalanarak ama 3G’siz nasıl bulurum diye uzun araştırmalarım sonucunda CityMaps2Go isimli iPhone uygulamasını bulmuş, yüklemiş, içine de Prag şehir haritasını eklemiştim. Tek ihtiyacım ise artık hepimizin akıllı telefonlarında bulunan GPS olmuştu. Uygulama ücretsiz ve mutlaka Andorid sürümü de vardır, kesinlikle gitmeden edinin. CityMaps2Go, Prag’daki tüm zamanımızda en büyük yardımcımız oldu.
 
Kronlarımız cebimizde, CityMaps2Go elimizde, hazır biz de dışarıdayız, o zaman ilk keşiflerimizi yapalım dedik ve yola koyulduk. Tabii ki ilk durak Old Town oluyor Prag’da. Astronomical Clock, Old Town Hall, Tyn Church, St. Nicholas Church, hepsi Old Town Square’a bakıyor. Bu bir keşif gezisi olduğu için fazla vakit kaybetmek istemesek de, tam saat başında geldiğimiz için Astronomical Clock’un saat başı şovunu izledik. Charles Bridge’e gitmek için devam ettik fakat Charles Bridge yerine bir yukarı köprü olan Manesuv Bridge’e çıkmış bulunduk. Hiç bilmeden Rudolfinum’un önünde fotoğraflar çektik. Yürüyerek Charles Bridge’e devam ettik ve köprüye çıkmadan siyahi miçoların standi ilgimizi çekti. Biraz da pazarlıkla Vlatava Nehri üzerinde ilk bot turumuza çıktık. 
Bu küçük bot turu, Charles Bridge ile Manesuv Bridge arasında yaklaşık 1 saatlik kısa bir bilgilendirme turu idi. Etraf hakkında bir miktar bilgi edinip, gidebileceğimiz yerleri kararlaştırmakta gayet yardımcı oldu bize. Prag tarihi ile ilgili de yeterli bilgi edindik bu tur sayesinde. Turun bileti Charles Bridge Müzesini de kapsadığı için, gezilecek fazladan bir yerimiz daha oldu aynı zamanda.
Küçük Bot Turu Bileti

Küçük Bot Turu Bileti

Turun sonunda müze kapanmış olduğu için, Charles Bridge’e sonraki gelişimizde gezmeyi planladık. Hava da artık kararmıştı, köprüden karşıya etrafı izleyerek, heykellere durup bakarak geçtik, karşı taraf Prague Castle gezimize dahil olduğu için biraz yol keşfi yapıp içerilere dalmadan geri döndük. Dairemize dönerken akşam yemeği için ne yiyeceğimizi düşünüyorduk ki, dairenin hemen yanı başındaki My Narodni alışveriş merkezinde bulunan TESCO gözümüze çarptı. Dairede her türlü malzemeye sahip olduğumuz için yiyeceğimizi kendimiz yapalım diye kararlaştırmıştık zaten. TESCO gayet yardımcı oldu bize bu konuda. Prag’da en zorlandığımız şey düzgün içme suyu bulmak oldu. Markette onlarca su çeşidi var. Fakat ön bilgimiz de olduğu üzere genelde mineralli sular bunlar. Bizim maden sularına benzeyen cinsten. Markette açıp deneme imkanımız olmadığı için, biri yeşil biri mavi iki tane büyük su aldık. Markette satılan ekmek ve çörek çeşitleri bir harika! Çay demleyemeyeceğimiz için ikisi bir arada kahvede karar kıldık. Bir miktar da yiyecek içecek ve abur cubur ekleyerek alışverişimizi tamamladık. TESCO’da alışveriş sonrası aldıklarınızı koyacağınız poşetler parayla satılmakta, üstelik bildiğiniz dayanıksız market poşetleri. Bizim gibi alışverişe çıkacaksanız, yanınıza sağlam bir poşet almanızı tavsiye ediyorum. Gece saat gayet ilerlediği için dairemize yöneldik, bir şeyler yedik, ve ertesi günün planını yapmaya başladık. 
 
Nereleri nasıl gezmeli diye online araştırma yaparken SANDEMAN Free Prague Tour karşıma çıktı. Dalıp biraz okuyunca tam bizlik bir tur olduğunu gördüm. Yaklaşık 3 saat süren bu yürüyüş turu, Prag’ın Old Town yakasında kalan hemen her yeri gezdiren gayet kapsamlı bir turdu ve üstelik ücretsizdi. Tura kayıt işlemlerini sitesinden gerçekleştirdik. Ertesi gün tura başladık ama tamamına erdiremedik. Neden? O da yarına kalsın.  

Üçüncü bölüme devam etmek için tıklayın.