Herkes yeni bir güne yeni bir düşle tutunurken, düşler eve yeni günlere güven duymadan hayatın sayfaları aralanmıyordu. Bir sonraki günün veya günlerin kapkara sayfalardan ibaret olduğunu bilmek, adamı aşkında, işinde, düşünde yarı yolda bırakıyordu.
Yine de biliyordum ki, her koşulda sevebilirdim. Sokakta beş parasız kalacak olsam, dört duvar arasına kapatılsam da hiç kimse bütün benliğimle sevme hakkımı elimden alamazdı… Sevgi için belki birileri birilerini tutuklayabilir ama hiç kimse sevgiyi, sevginin ta kendisini tutuklayamazdı… Sevgi de inanç gibi, şiir gibi yürekte yaşanır ve yaşatılırdı çünkü… Ne sevgi yalnız sevgilide, ne inanç sadece sohbette, ne de şiir öylece oturup kaldığı bir sayfada işlevliydi; tümü de yüreklere ve hayata karışınca, hayatla sınanınca asıl anlamını ve değerini bulabilirdi.

Yılmaz Odabaşı, adını Cemal Süreya’nın şiirinden alan, ilk ve şimdilik tek romanı Şarkısı Beyaz’da, kendi geçmişinden dem vuruyor. Çalkantılı zamanlar yaşayan bir coğrafyanın her anlamda örselenmiş insanlarının fonunda, yönünü kestirmeye, yolunu bulmaya çalışan bir adamın hazin aşk ve hayat hikâyesini sakin sakin anlatıyor.

Yılmaz Odabaşı

Yılmaz Odabaşı

Odabaşı’nın yazdıktan hemen sonra yıllarca süren bir sessizliğe gömüldüğü bu ilk roman, şiirlerindeki tadı daha vurgulu veren bir üsluba sahip. İki hapis arasında geçen kısa süreli bir zamanın ilgi çekici ve çarpıcı olaylarını, gözümüze sokmadan, bir edebiyatçıya yakışır şekilde sade bir biçimde anlatıyor ve anlamayı okuyucuya bırakıyor.

İyi ki yazılmış ve iyi ki okudum dedirten bu romanı, hazır yeni baskıları da çıkmışken, okumanızı tavsiye ediyorum.