Duruyoruz, yanyana. Sonbahar, yeşillikler yavaş yavaş çekiliyor, sarı bir hüzne bürünüyor etrafımız, gökyüzü gri bir plastik kapak gibi üstümüzde. Ağaçların eğri kolları açıkta kalmış, tüm utangaçlıklarıyla rüzgara umut bağlıyorlar savrulmak için. Hayat donuk ve mat. Beyaz evler daha bir hüzün katıyor mevsimimize. Sapsarı otlar sarılmış dört yanımıza, küfleniyoruz. Biz tekil acılarımıza bürünmüşüz, kolkola. Benim yaralarım iyice günyüzüne çıkmış, senin gözlerin ıslak. Kan çanağı gözlerimiz, belki o yüzden duvarlar kıpkırmızı geliyor üstümüze, o yüzden belki dışarı atmıştık kendimizi can havliyle. Belki bahar gelir, belki senin yaşların kurur, belki yaralarım temiz havada sızlamaz diye. Duruyoruz, yanyana. Sonbahar, tüm griliğini gezdiriyor üstümüzde. Eskimişiz artık, yaşlı ve yıpranmış. Bu yüzden koyduk kendimizi belki de kapının önüne. Sen her an kurutup yaşlarını çekip gidebilirsin, evet. Peki beni kim alır kapının önünden bu paramparça halimle?
yanyana.jpg
Fotoğraf:  [r]eachforthestars on Flickr